Yeni Bir İmparatorluk İmgesi Kurgulamak: Antika Yazma Patronajı ve Ayasofya Kütüphanesi (1740)
FSMVÜ Vakıf Kültürü ve Medeniyeti Uygulama ve Araştırma Merkezinin düzenlediği tez sunumları serisinin mayıs ayı konuğu Dr. Nimet İPEK “Yeni Bir İmparatorluk İmgesi Kurgulamak: Antika Yazma Patronajı ve Ayasofya Kütüphanesi (1740)” adlı tez sunumunu 18 Mayıs’ta Ayasofya yerleşkesinde gerçekleştirdi.
Dr. Nimet İPEK, tezin materyal kültür tarihi ile vakıf kütüphanelerinin kesiştiği noktada bulunduğunu ve sahnesinin 18. yüzyıl Osmanlı İstanbul’u olduğunu dile getirdi. Tezin Ayasofya kütüphanesinin nasıl kurulduğunu anlatmakla kalmayıp bununla birlikte kütüphanenin nasıl anlam kazandığını, hangi kitapların ne amaçla seçildiğini, kitapların nereden getirildiğini, kimin getirdiğini açıkladığını; hatta kimlerin getiremediğini de dikkatlere sunduğunu ifade etti. Ayrıca tezin, kitap tarihi üzerinden iktidar tarihini, iktidar tarihi üzerinden de kitap tarihini karşılıklı yeniden yazıp okumayı önerdiğini söyledi.
Hazine defterleri ile yazmaların üzerindeki metin dışı notların karşılıklı okunduğunu anlatan Dr. İPEK ayrıca müsaderelerle ilgili kayıtların incelendiğini; vakfiyeler, muhasebe defterleri, tevarihler ve ruznamalerin tarandığını, bunların tezin kaynağı olarak kullanıldığını belirtti. Özellikle silinen kayıtların olduğunu bunların izininin sürüldüğünü vurguladı.
Tezin giriş kısmında nasıl bir miras devralındığını görmek için biraz geriye doğru özellikle III. Ahmed dönemin incelendiğini söyleyen Dr. İPEK, böylece I. Mahmud döneminin daha iyi anlaşılmasının amaçlandığına dikkat çekti. 1657’de padişahın İstanbul’u terk edip Edirne merkezli bir yönetimin hâkim olmasının ve 1657-1703 arasında İstanbul’da 46 yıllık bir padişahsızlık döneminin yaşanmasının hazineyi bir nevi denetimsiz bıraktığını, bu dönemde kitapların bazılarının bozulduğunu ya da el değiştirdiğini ifade etti.
1703 yılında III. Ahmed tahta çıkınca sarayı yeniden İstanbul’a taşıdığını ve dağınıklığı toparlamaya çalıştığını anlatan Dr. İPEK, bu dönemde hazinede yoğun bir tasnif ve tahrir işlemi yapıldığını, bunlara ait defterlerin günümüze dek ulaştığını söyledikten sonra Ayasofya kütüphanesinin kuruluş tarihinin 1740 olmasına rağmen bunun zihni hazırlığının III. Ahmed dönemine dayandığını dile getirdi.
I. Mahmud tarafından kurulan veya yeniden düzenlenen on altı kütüphaneyi dört temel amaç başlığı altında sınıflandırdığını açıklayan Dr. İPEK bunları; 1. Yeniden yapılanma kütüphaneleri, 2. Arşiv/depo kütüphaneleri, 3. Yeniden Osmanlılaştırma kütüphaneleri ve 4. İmparatorluk imajını inşa eden kütüphaneler olarak sıraladı. Yeniden yapılandırma kütüphanelerine Fatih ve Süleymaniye kütüphanelerini; arşiv/depo kütüphanelerine Revan köşkü ve Harem kitaplıklarını; yeniden Osmanlılaştırma kütüphanelerine Bahçesaray, Vidin, Belgrat ve Sakız kütüphanelerini; imparatorluk imgesi kütüphanelere ise Ayasofya ve Nuruosmaniye kütüphanelerini örnek olarak gösterdi. Özellikle Ayasofya ve Nuruosmaniye kütüphanelerinin yalnızca kitap konulan mekânlar olmayıp sultanın kim olduğunu söylemek için kurulduklarını vurguladı.
“Ayasofya kütüphanesi, birikmiş bir saray hazinesi servetinin görünür bir vitrinidir”
Dr. İPEK sözlerine şöyle devam etti: “Dört şey Ayasofya kütüphanesini diğerlerinden ayırır. 1. Konum, 2. Koleksiyonun kaynağı, 3. Ana vakfiye olması. 1. Mahmud’un kurduğu diğer kütüphanelerden önce kurulmuş ve vakfiyesi diğer kütüphanelere örnek teşkil etmiştir. 4. Kütüphane dersleri. Ayasfoya kütüphanesi yalnızca bir kitaplık değildir. Kütüphane içinde dersler verilmiştir. Diğer kütüphaneler özellikle yeni fethedilen bölgelerde olanlar merkezi otoritenin uzantısı olarak orada bir Osmanlılık göstergesidir. Ayasofya kütüphanesi ise hem geçmişin koruyucusu hem bilginin hamisi hem imparatorluğun görünür merkezi durumundadır. Ayasofya kütüphanesi, birikmiş bir saray hazinesi servetinin görünür bir vitrinidir”.
Ayasofya kütüphanesine kitaplar nereden gelmiştir
Ayasofya kütüphanesindeki kitapların nereden geldiği konusunda da bilgi veren Dr. İPEK, hazine defterlerindeki kayıtların Ayasofya kütüphanesindeki kitapların nereden geldiği konusunda sınırlı bilgi verdiğini, daha fazla bilginin kitapların üzerinde bulunan kayıtlardan elde edilebildiğini, bunların “metin dışı idari kayıtlar” olarak ifade edildiğini söyledi. Kitapların üzerindeki notlara bakıldığında saray içi dolaşımın tespit edildiğini, Ayasofya kütüphanesindeki kitapların yaklaşık yarısının hazineden nakl edilerek getirildiğinin tespit edildiğini açıkladı.
Kütüphaneyi oluşturan sacayağından birisi olarak kitap hediyelerinin önemli bir yer tuttuğunu dile getiren Dr. İPEK, tespit edilebildiğine göre 104 farklı kişinin 481 cilt kitap getirdiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: “Kitap getiren açısından bakıldığında bu bağış onun sultana bağlılığını, kültürel sermayesini, İstanbul’daki konumunu gösterir. Bağışçılar incelendiğinde hep İstanbul merkezli oldukları görülmektedir. Diğer bir ifadeyle kitap bağışı, İstanbullu bir seçkin olmanın sergilendiği sahnedir. Bir cümleyle özetlersek Ayasofya kütüphanesine kitap hediye edebilmek sultanın çevresinde bulunma alametidir”.
Bir diğer kitap kaynağının müsadere edilen kitapların kütüphaneye nakledilmesi olduğunu söyleyen Dr. İPEK, Nuruosmaniye kütüphanesine gelen kitapların çoğunun müsadereden geldiği halde Ayasfoya kütüphanesinde bu durumun çok az gerçekleştiğine dikkat çekti.
Kitapları müsadere edilenler arasından Tiryaki Mehmet Paşa ve Moralı Beşir Ağa’yı örnek gösteren Dr. İPEK, Tiryaki Mehmet Paşa’nın vefat etmeden önce mallarına el konulduğunu, kitapların sandıklar içinde saraya taşındığını, Moralı Beşir Ağa’nın ise üç bin civarında kitabının müsadere edildiğini açıkladı.
Ayasofya kütüphanesi hakında farklı bilgiler de veren Dr. İPEK, bu kütüphanenin raflarına bakıldığında telif eser sayısının azlığının dikkat çekici olduğunu vurguladı. Ayrıca Ayasofya kütüphanesindeki kitapların ne kadarının diğer kütüphanelerdeki kitaplarla ortak olduğunu araştırdığını, sekiz farklı kütüphaneyle Ayasofya kütüphanesi arasında yaptığı karşılaştırmada 850 kitabın ortak çıktığını dile getirdi.
Dr. İPEK, kütüphanedeki nüshaların yabancılar tarafından talep görmesi, özensiz kitap nakilleri, nüshaların çalınması ve nihayetinde nüshaların Süleymaniye’ye nakledilmesi gibi çeşitli konulara değinerek şunları söyledi: “18. yüzyılın sonunda iki seyyahın Ayasofya kütüphanesini ziyaret edip mevcut kitapların çeşitliğinden bahsederler. 19. yüzyılda oryantalistler gelmişlerdir. Arşivlerde kütüphaneyi ziyaret etmek için yazdıkları izin dilekçeleri mevcuttur. Yabancı elçilikler kitap istinsah etmek için müellif nüshalarını elçiliklere istemişlerdir. Mesela Mısır’a gönderilen bir nüshanın geri gelmediği, kitabı geri isteme yazısından anlaşılmaktadır. 1881’de müfettiş yardımcısı Salih Efendi bir yazma çalıp ecnebilere satmıştır. Aynı kişid aha önce Nuruosmaniye ve Fatih kütüphanelerinden de nüsha çalmıştır. Galata rıhtımında Marsilya’ya kaçırılmak üzereyken bir Yahudi tüccarda Hz. Osman’a atfedilen kufi hatlı bir nüsha yakalanmıştır. Özensiz taşıma örneklerinden birisi, kitap nakli esnasında yola düşen bir kitap Hristiyan bir amele tarafından bulunmuştur. II. Abdülhamid döneminde kütüphanelerin kayıtları yenilenip kontrol edilmiştir. 20. yüzyıla gelindiğinde Türk İslam Eeerleri Müzesi minyatürlü 49 nüshayı kütüphanelerin güvenli yerler olmadığı gerekçesiyle almıştır. 1968 yılında kitaplar muhafaza koşullarının zorlaşmasıyla Süleymaniyeye nakledilmiştir”.
Dr. İPEK sonuç olarak, Ayasofya Kütüphanesi’nin kuruluşunda, saray hazinelerinde yüzyıllar boyunca biriktirilen antik nüshaların, erken dönem bilimsel gelenekleri temsil eden eski metinlerin bulunduğunu, seçilmiş el yazmalarını tekrar dolaşıma sokmasıyla, onun seçkin bir kütüphane haline geldiğini söyledi ve bu bakımdan kütüphanenin sadece bir kitap deposu olarak değil, entelektüel hafızayı canlandıran ve sultanın kültürel ve siyasi görünürlüğünü artıran bir proje olarak da öne çıktığını dile getirdi.